Fen Eğitimi Uzay Bilimleri Eğitimden Daha Zor – 2

Yeni Eğitim Sistemleri
Yeni Eğitim Sistemleri

Fen Eğitimi Uzay Bilimleri Eğitimden Daha Zor – 2 yazımızın ikinci bölümünde gençlerle çalışma konusu işleyeceğiz. Yaşın ilerlemiş olması eğitmenlere kolaylık sağlarken bir yandan da karşımıza gelen öğrencilerin belli bir seviyede olduğunu düşünerek sadece öğreti kısmı ile ilgilenmek kimi zaman çalışma sistemi haline gelmektedir. Şimdi yazımızın içeriğine gelelim. Bu bölümde gençlerle çalışmayı işleyeceğiz.

2) Gençlerle Başlamak ve Çalışmak

Lisans ve lisansüstü öğrencilerle çalışmak, birçok bilim insanı için genç öğrencilerle çalışmaktan daha kolay ve daha aşinadır.  Daha büyük öğrenciler zaten matematiksel ve bilimsel temellere sahipler ve fen dersleri konusunda da tecrübelilerdir.

Gençlere bilinmeyeni öğretmek, bir ok atmak ile hedefin vurulması öncesi yapılanların karşılaştırılmasına benzer.

Hedefi bir genç için vurabilmek tatmin edici olabilir. Ancak öğretmenin daha büyük bir öğrenci üzerinde ne kadar etkisi olduğu sorusunu gündeme getiriyor.

Bilimi çocuklara daha küçük yaşlarda tanıtmak zordur. Buna rağmen bir eğitmen için yaşı genç olanlar kolaylıkla biçimlendirilebilir. Her öğretmen aynı zamanda bir sanatkar değil midir?

Geçlerin daha az öngörülebilir erken gelişimleri de bilimi bakış açılarını büyük ölçüde genişletebilir.

1960’ların başında, Harvard Üniversitesi’ndeki Jerome Bruner, günümüzde önemli olan fen eğitimi reform çabalarının çoğunu başlatmıştı.

Odak noktası, erken öğrenme ve sözde sarmal müfredattı; burada konular, belirli bir yaş aralığı için “kaydedilmek” yerine her yıl daha ayrıntılı olarak inceleniyordu (örneğin 10. sınıfta kimya ve 11. sınıfta fizik).

Bruner, herhangi bir bilim kavramının herhangi bir yaş düzeyine uyarlanabileceğine şiddetle inanıyordu. En küçük öğrenciler için, fen etkinlikleri ve gösterileri ile aktif olarak ilgilenmek, daha büyük öğrenciler için işe yarayabilecek sözlü veya matematiksel açıklamalar yapmaktan daha etkili olacaktı. Yani erken yaşlarda görsellik daha ön planda eğitimde yer alıyordu.

Bruner, insanların bisiklete binmeyi bir resimli kitaba veya talimat sayfasına bakarak değil, yaparak öğrendiğine de dikkat çekti.

Robert Karplus, 1960’ların ortalarında California Üniversitesi, Berkeley’deki Lawrence Hall of Science’da çalışırken, ilkokul fen müfredatını geliştirmek için bir yöntem de önerdi.

Teorik kuantum elektrodinamiği araştırmalarındaki kariyerini bıraktı. Daha genç öğrencilerle çalışmanın üniversite araştırmaları ve öğretimi kadar zorlayıcı ve ödüllendirici olacağına inanıyordu.

Karplus, her yaştan öğrenci için etkili olduğu kanıtlanmış bir öğrenme döngüsü modeli geliştirdi ve destekledi. Döngüsü, öğrenmenin döngüler halinde üç aşamada (keşif, icat ve keşif) gerçekleştiğini öne sürdü.

Başlıca mirası, ders kitabı merkezli öğrenme yerine uygulamalı deneyimlere verdiği önemdir. O zamandan beri birçok kişi tarafından değiştirilen Karplus’ın öğrenme döngüsü modeli, bilimsel araştırma sürecinin derinlemesine anlaşılmasını yansıtır ve öğrencilerin bilimsel keşif, öğrenme ve uygulamalara sıkı bir şekilde katılımını sağlayacaktı..

İlkokul öğretmenleri tipik olarak okuma, yazma ve matematikte temel temel becerileri kazandırmaya odaklanır. Bruner ve Karplus’tan en iyi öğretim yaklaşımlarını anlamalarına rağmen diğer konu alanlarına konsantre olma baskısı nedeniyle becerilerini fen öğretimine uygulamada zorlandılar.

Birçok ilkokul öğretmeni de fen konuları bilgilerine ve fen ile temel dersleri nasıl etkili bir şekilde bütünleştireceklerine dair yüksek özgüvene sahip olmayabilir. Bilim adamları, K–12 Eğitiminde yürütülecek çeşitli projelerde öğretmen-bilim adamı ortaklıklarıyla ilişki kurarak bu zorlukların üstesinden gelmek için birlikte çalışabilirler.

Bilim adamları bilimi bilir ve öğretmenler de çocukların nasıl öğreneceğini bilir.

Her iki grupta genç öğrencilerin bilimi nasıl öğrendiklerine dair daha derin bir anlayıştan yararlanabilir.

Öğrencilerin fen kavram yanılgılarının ve naif teorilerinin farkında olan eğitimciler tarafından yönlendirilen bir sınıf, fen kavramlarını daha başarılı bir şekilde keşfedebilir. Ve bilim adamları için de ilkokul öğretmenleriyle çalışmak oldukça ödüllendirici ve yapıcıdır.

Yani sözün özü olarak her şey ilk öğretimde yatıyor diyebiliriz.

Kaynak: physicstoday.scitation.org/doi/10.1063/PT.3.4833

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*