Bilim adamları, Kuzey Kutbu’nun derin, buzlu sularında dev süngerler ile şaşırtıcı sonuçlara ulaşıyorlar. Gelişimleri ile ilgili olarak gizemlerinin çözüldüğünü duyuruyorlar.
Deniz süngerleri, binlerce yıl önce yok olan solucanlar ve diğer soyu tükenmiş hayvanların kalıntılarıyla beslenerek hayatta kalıyor. Yani beslenmeleri yaşayan bir organizma üzerinden gerçekleşmiyor.
Süngerler, derin okyanuslardan sığ tropikal resiflere kadar dünyanın dört bir yanındaki denizlerde bulunan çok basit antik hayvanlardır.
Arktik Okyanusu’nda yani Kuzey Kutup Denizi’nin dibinde çok sayıda ve etkileyici boyutta yaşam belirtilerine rastlandı.
Almanya, Bremen’deki Max Planck Deniz Mikrobiyolojisi Enstitüsü’nden Dr Teresa Morganti, bu devasa “sünger bahçeleri”nin Kuzey Kutbu yakınlarındaki buzla kaplı okyanusun altında gelişen eşsiz bir ekosistemin parçası olduğunu belirtiyor. Yani ne kadar soğuk ve ıssız da olsa kendi içinde bir eko sisteme sahip.
Bulunan süngerler soyu tükenmiş sualtı volkanlarının doruklarında çok sayıda ve etkileyici boyutta büyümektedir. Çaplarının bir metreye kadar ulaşabilecekleri düşünülüyor.
Araştırmacılar, bir kamerayı denizin dibine sarkıtarak deniz tabanında bir bahçe oluşturan sünger koleksiyonlarını fotoğraflayabildiler.
İlkel hayvanların, bilinen herhangi bir besin kaynağından uzakta, soğuk ve karanlık derinliklerde nasıl hayatta kaldıkları konusunda kafa karışıklığı mevcuttu. Daha yakın zamanlarda, Kuzey Kutbu keşif gezisinden alınan örnekleri analiz ettikten sonra, süngerlerin ortalama 300 yaşında olduğunu bulundu.
Süngerleri antibiyotik üreten dost bakterilerin yardımıyla soyu tükenmiş bir hayvan topluluğunun artıklarını atıştırarak hayatta kalırlar.
Kuzey Kutbu’na keşif gezisine öncülük eden Bremerhaven’deki Alfred Wegener enstitüsünden Prof Antje Boetius, “Süngerlerin yaşamaktan hoşlandığı yerde bir ölü malzeme tabakası var” diyor.
“Son olarak, süngerlerin neden bu kadar bol olduğunun çözümü olabileceğini düşündük, çünkü ortak yaşam vasıtasıyla bu organik maddeden faydalanabiliyorlar.”
Keşif, Dünya Gezegeni hakkında öğrenecek daha çok şeyimiz olduğunu ve buzun altında keşfedilmeyi bekleyen daha fazla yaşam formu olabileceğini gösteriyor, diye eklemede bulunuyor.
buzla kaplı denizlerde çok fazla uzaylı benzeri yaşam var.
Özellikle erişimin bu kadar zor olduğu Kuzey Kutup Bölgesinde harita yapma teknolojisi zar zor ilerlemeye gösterebiliyor.
Ancak Arktik deniz buzu eşi görülmemiş bir oranda geri çekilirken, araştırmacılar bu eşsiz yaşam ağının iklim değişikliğinin artan baskısı altına girdiği konusunda da uyarıda bulunuyorlar.
Bilimsel ölçümlere göre, Kuzey Kutbu’ndaki yaz deniz buzunun hem kalınlığı hem de kapsamı, son 30 yılda, yaşanan sıcaklık artışı sebebiyle Kuzey Kutbu gözlemleriyle tutarlı olarak dramatik bir düşüş göstermiştir.
Prof Boetius, “Deniz buzu örtüsünün hızla azalması ve okyanus ortamının değişmesiyle birlikte, bu Arktik denizlerinin baskı altındaki benzersiz çeşitliliğini korumak ve yönetmek için sıcak nokta ekosistemleri hakkında daha iyi bilgi sahibi olmak şart” diye de eklemede bulunuyor.
Arktik Bölgesi iklim değişikliğinden en çok etkilenen bölgelerden biridir. Morganti, “Çalışmamızdan önce, buzla kaplı okyanusun bir bölgesi olan yüksek Orta Arktik’te benzer bir sünger zemin tespit edilmedi ve bu tür buzla kaplı derin deniz ekosistemlerini gözlemleme ve örnekleme ile ilgili zorluklar göz önüne alındığında henüz yeterince incelenmedi”, diye vurguluyor.
Max Planck Deniz Mikrobiyolojisi Enstitüsü, Alfred Wegener Enstitüsü ve GEOMAR da dahil olmak üzere farklı kurumlardan bilim adamlarının yakın işbirliği, derinlerdeki bu şaşırtıcı yaşam noktasının kapsamlı bir şekilde anlaşılmasını sağladı. Boetius, “Deniz buzu örtüsünün hızla azalması ve okyanus ortamının değişmesiyle, baskı altındaki bu Arktik denizlerinin benzersiz çeşitliliğini korumak ve yönetmek için sıcak nokta ekosistemleri hakkında daha iyi bilgi sahibi olmak şart” diyerek sözlerini sonlandırıyor.
Sıklığın yükselmesi yeni canlı türlerinin keşfini getirse de be keşiflerin olmaması da dileğimiz. Çünkü bir eko sistem yok olurken nelere mal olacağını bilemeyeceğimiz bir ortama bizi sürüklüyor. Bu kesin. Bu satırlarda bizlere aittir.
Kaynak: Nature Communications

