Bir fizik öğretmeni isteyerek ya da istemeyerek bölümünü seçmiştir. Yani isteyerek derken tabii ki bölüm tercihini üst sıralarda yapanlar bulunmaktadır. İstemeyerek derken de alt sıralarda tercihini gerçekleştirenleri kastediyoruz.
Bu satırlarda yazılmış olanlar arasında kendinizden bazı parçaları bulabileceğiniz gibi size ters gelen şeyleri de bulabileceksiniz.
Yaşamım boyunca çevreyi gözlemlemeye çalışan 1968 doğumlu bir meslektaşınız olarak burada yazdıklarımı bir yere atıfta bulunarak yazmıyorum. Bunlar, hayatın bana kattıklarından esinlendiklerimdir.
Öğretmen sınıfa girmiştir. Yeni mezundur. Ancak fizik zordur. Öğrencilerinin geçmiş dönemlerdeki fizik altyapısındaki eksiklerini de bilmemektedir. Fiziğin matematikle olan ilişkisi, bir hayli zor bir kulvara öğretmeni sürüklemektedir.

Mutlaka geldiği okulda tecrübeli bir öğretmenle usta-çırak ilişkisi öğretmenlikte de olmalıdır. Bu, bir şanstır.
Öğretmenler öncelikle liseye yeni başlamış grupla tanışacak, sonrasında üniversite sınavına hazırlanacak ekiple yani öğrenci grubu ile çalışmaya başlayacaktır.
İdealde her şey tabii ki anlattığımız gibi olursa zamanla öğretmen bilgi seviyesini basamak basamak arttıracak, daha verimli bir hâle gelebilecektir.
Bu çağda kitle iletişim araçlarının çokluğu ve kaynaklara ulaşabilmenin eskiye nazaran çok daha kolay olması öğretmen için artıdır.
Ancak evdeki hesabın çarşıya uymadığı durumlar da söz konusudur. Çünkü usta-çırak ilişkisinin kurulamadığı yerler de mevcuttur. Öğrenci tecrübesizdir. Zaten hayatı yeni yeni öğrenmektedir. Öğretmenini denemek istemektedir. Bazen öğretmeninin soruyu çözememesi onun için eğlence kaynağı bile olmaktadır. Öğretmenin sırtından soğuk terler akmaktadır.
Bu durumda bir öğretmen için artık sınıf hakimiyeti önem taşımaktadır. Öğretmenin bir makine olmadığı, onun da yapabileceği ya da yapamayacağı sorular olabileceği gerçeğinin sınıf tarafından içselleştirilmesi, öğretmenin maharetini oluşturmaktadır. Eğitim formasyonu bu sebeple çok önemlidir.
Evet öğretmenlik zordur. Bezen hepimizin başından geçmiştir. “ Bugünü de kazasız atlattık, şükür! “ demişizdir. Çözdüğümüz her soru, anladığımız her konu ileriye daha da net bakmamızı sağlayacaktır. Bir öğretmen ilk yıllarında dağları devirmek zorundadır. ODTÜ’lü ya da Boğaziçili olması ona sınıf önünde bir katkı sağlamayacaktır. Ancak 1 aylık prestij verebilmektedir.
Öğretmenlik emeği gerektirir. İletişim de onun vazgeçilmezi, âdeta yaşam pınarıdır. Onu mutlu eden “öğretmenim sınavım çok iyi geçti” cümlesidir. Öğretmen artık hayatı öğrencileri ile tanımakta, bu yolda attığı her adım öğrencilerinin başarısı adına kendisini de mutlu etmektedir.
Yönetim ile ilgili kısımlara ve sistem sorunlarına burada değinmek, verilmek istenen duygu bütünlüğünü baltalayacağından hiç değinmek istemiyorum.
Yıllar sonra karşılaştığı bir kişinin sevgi ya da nefret dolu bakışları, kulak çınlamalarına bir öğretmen alışık olmalıdır. Gerçi oluşan nefret geçmiş dönemlerde sınıfta kalmanın bazı kalıntıları olsa da.
Deneysel anlatımı beraberinde taşıyabilen şanslı öğretmenler onun için en kıymetlisidir. Çünkü gencin anlaması daha çok olanı seyrederken olmaktadır. O da bunun farkındadır.
Büyük Fizikçi Feynman’ın dediği gibi “babaannenize anlatır gibi fiziği anlatmıyorsanız siz anlamamışsınızdır” cümlesi bir öğretmenin kulağında çınlamalıdır.
Aslında zor olan kıymetlidir. Öğretmenlik gerçekten harika bir meslektir. Hele sırtından soğuk terler dökmüş olan için ise bir kez daha değerlidir.
Yeni öğretmenler için tek dileğim onların gönlü geniş ve güzel ustalarla karşılaşmasıdır.
Öğretmenlik zordur. Hem de çok.

