Yaşamın asimetrisi, bilim dünyasının en temel ve en gizemli sorularından birine ışık tutuyor: Hayat nasıl başladı? Harvard’da yapılan yeni bir araştırma, moleküler düzeyde ortaya çıkan bu asimetrik yapının, yaşamın kökeninde belirleyici bir rol oynayabileceğini gösteriyor. Özellikle kiralite kavramı üzerinden ilerleyen bu çalışmalar, canlılığın neden belirli bir “yön” tercih ettiğini anlamaya yardımcı oluyor.
Harvard Griffin GSAS’ta doktora eğitimini tamamlayan Türk fizikçi S. Furkan Öztürk, yaşamın asimetrisini anlamak için fizik ve kimyayı bir araya getiren disiplinler arası bir yaklaşım benimsiyor. Çalışmasının merkezinde ise “kiralite” olarak bilinen ve moleküllerin sağ veya sol elli olma özelliğini ifade eden bir kavram yer alıyor.
Yaşamın Asimetrisinde Kiralite Neden Önemlidir?
Kiralite, bir molekülün ayna görüntüsüyle çakışmaması anlamına gelir. Tıpkı sağ ve sol el gibi. İlginç olan ise, canlı organizmalarda bu iki formdan sadece biri kullanılır. Örneğin DNA ve RNA molekülleri her zaman sağ ellidir, proteinler ise sol ellidir.
Bu durum, bilim insanları için uzun süredir bir gizem oluşturuyor. Çünkü doğada genellikle simetri beklenirken, yaşam açıkça bu simetriyi “kırar”. İşte bu noktada Öztürk’ün çalışması devreye giriyor.
Yaşamın Asimetrisi ve Manyetik Alanların Rolü
Araştırmaya göre, Dünya’nın erken dönemlerinde bulunan manyetik kayaçlar, RNA’nın belirli bir “ellilik” formunun oluşmasını kolaylaştırmış olabilir. Bu süreçte Dünya’nın manyetik alanı kritik bir rol oynayarak moleküllerin yönünü belirlemiş olabilir.
Daha da çarpıcı olan ise bu seçimin domino etkisi yaratmasıdır. Sağ elli RNA molekülleri, sol elli amino asitlerle çok daha güçlü etkileşime girer. Bu da canlı sistemlerde neden belirli bir yönelimin hâkim olduğunu açıklayabilir.
Bu durumu Öztürk basit bir örnekle açıklıyor: İki insanın tokalaşması gibi. Sağ el uzatıldığında karşı tarafın da sağ el kullanması gerekir. Aksi durumda uyum sağlanamaz. Aynı prensip moleküler düzeyde de geçerlidir.
Türkiye’den Harvard’a Uzanan Bilim Yolculuğu
Öztürk’ün hikâyesi yalnızca bilimsel değil, aynı zamanda ilham verici bir yaşam öyküsüdür. Türkiye’de küçük bir şehirde büyüyen araştırmacı, astronomiye olan ilgisi sayesinde fiziğe yöneldi. Genç yaşta katıldığı bir yaz kampı, bilimsel kariyerinin dönüm noktası oldu.
Üniversite yıllarında zorlu koşullara rağmen çalışmalarına odaklanan Öztürk, uluslararası araştırma deneyimleri sayesinde Harvard’a kabul edildi. Başlangıçta atom fiziği üzerine çalışmayı planlarken, zamanla yaşamın kökenine yöneldi ve kariyerinde radikal bir değişim yaptı.
Bilimin Sınırlarında Yeni Sorular
Öztürk’ün çalışması, yalnızca yaşamın nasıl başladığını değil, aynı zamanda evrende başka yaşam formlarının nasıl oluşabileceğini de sorguluyor. Eğer kiralite belirli fiziksel koşullar altında ortaya çıkıyorsa, bu durum evrenin başka bölgelerinde de benzer süreçlerin yaşanabileceğini düşündürüyor.
Bu araştırma, yaşamın rastlantısal mı yoksa fizik yasalarının bir sonucu mu olduğu sorusunu yeniden gündeme getiriyor. Harvard’daki bu çalışmalar, disiplinler arası bilimin ne kadar güçlü olduğunu bir kez daha gösteriyor.
Yaşamın Asimetrisi, Yaşamın Anahtarı mı?
Yaşamın asimetrisi, bilim insanları için hâlâ çözülmesi gereken büyük bir bulmaca. Ancak S. Furkan Öztürk’ün çalışmaları, bu gizemi çözme yolunda önemli bir adım sunuyor.
Fizik, kimya ve biyolojinin kesişimin de yer alan bu araştırmalar, gelecekte yaşamın kökenine dair daha net cevaplar bulmamıza yardımcı olabilir. Belki de evrende yalnız olup olmadığımız sorusunun yanıtı, moleküllerin “sağ” ya da “sol” tercihinde gizlidir.
Kaynakça:
Haberi Derleyen: Emir Kantar – Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi – Fizik
Haberi Sunan: Hasan Ogan

