Ünlü Fizikçiler Solvay Konferansında Buluşmuştu – 4

Ünlü Fizikçiler Solvay Konferansında Buluşmuştu
Ön sıra soldan sağa: Irving Langmuir, Max Planck, Marie Curie, Hendrik Lorentz, Albert Einstein, Paul Langevin, Charles Eugene Guye, Charles Wilson, Owen Richardson. İkinci sıra: Petrus Debye, Martin Knudsen, William Lawrence Bragg, Hendrik Kramers, Paul Dirac, Arthur H. Compton, Louis de Broglie, Max Born, Niels Bohr.Arka sıra: Auguste Piccard, E. Henriot, Paul Ehrenfest, Edouard Herzen, Theophile De Donder, Erwin Schrödinger, J.E. Verschaffelt, Wolfgang Pauli, Werner Heisenberg, Ralph Howard Fowler, Leon Brillouin."

Petrus Debye Kimdir?

Peter Joseph William Debye (24 Mart 1884 – 2 Kasım 1966), Hollandalı fizikokimyacı ve Nobel ödülü sahibi.
1884’te Hollanda’nın Maastricht şehrinde doğdu. 1901 senesinde Almanya’nın Ren iline 30 kilometre uzaklıktaki Aachen Teknik Üniversite’sine başladı. Burada matematik ve klasik fizik eğitimi aldı. 1905 senesinde de elektrik mühendisi olarak mezun oldu. 1907 yılında ilk makalesini yayınladı. Bu makale girdap akımlarını içeren zekice çözülmüş bir problem üzerineydi. Aachen’de bir teorik fizikçi olan Arnold Sommerfeld’in yanında çalıştı. Daha sonraları Sommerfeld kendisinin en önemli buluşunun Peter Debye olduğunu söylemiştir.

1906 yılında, Sommerfeld Debye’nin kendi yanına asistan olarak Münih’e tayin edilmesini sağladı. 1908’de, radyasyon basıncı üzerine hazırlamış olduğu tez ile doktorasını aldı. 1910 yılında geliştirdiği bir metot ile Planck’ın siyah cisim ışıması yasasını daha basit bir şeklide türetmeyi başardı. 1911 yılında Albert Einstein’ın Prag’da profesör olarak görev almasıyla onun Zürih Üniversitesi’ndeki boşalan kürsüsüne Peter Debye geçmiştir. 1935’te Lorentz madalyası ile ödüllendirildi. 1937’den 1939’a kadar Alman Fizik Derneği’nin başkanlığını yaptı.

Debye 1913’te Mathilda Alberer ile evlendi. Bu evlilikten 1916’da Debye’nin araştırmalarında kendisiyle birlikte çalışan ve kendisi gibi bir fizikçi olan oğlu Peter P. Debye ile 1921’de de kızı Mathilde Maria dünyaya geldiler. Çiftkutup momentleri, X ışınları ve ışığın gazlardaki saçılımına ilişkin araştırmalarıyla 1936’da Nobel Kimya Ödülü’nü alan Hollandalı kimyacıdır.

1910’da Münih Üniversitesi’nde fizik alanındaki doktora çalışmasını tamamladıktan sonra, Zürih, Utrecht, Göttingen ve Leipzig üniversitelerinde fizik dersleri verdi. Debye’nin ilk önemli çalışması olan dipol momentine ilişkin araştırmaları, atomların moleküller içindeki yerleşimini ve atomlararası uzaklıklar gibi konuların anlaşılmasına önemli katkılarda bulundu. 1916’da katı nmaddelerin kristal yapılarının X ışınlarıyla incelenebilmesinin, maddeyi toz haline getirmekle olanaklı olabileceğini gösterdi ve böylelikle araştırma öncesi nitelikli zorunluluğunu ortadan kaldırdı.

1923’te Erich Hückel ile birlikte yürüttüğü çalışmalar sonucunda, Svante Arrhenius’un bir çözelti içindeki artı ve eksi yüklü tuz iyonlarının çözünmesine ilişkin kuramını genişleterek, iyonlaşmanın kısmi değil tam olduğunu kanıtlaması Debye’nin en önemli başarılarından biri olmuştur.

Martin Hans Christian Knudsen Kimdir?

(15 Şubat 1871, Hasmark on Funen – 27 Mayıs 1949, Kopenhag) Danimarka Teknik Üniversitesi’nde ders veren ve araştırma yürüten Danimarkalı bir fizikçiydi. Öncelikle moleküler gaz akışı ve moleküler ışın epitaksi sistemlerinin birincil bileşeni olan Knudsen hücresinin gelişimi konusundaki çalışmasıyla tanınır. Knudsen, 1895’te Üniversitenin altın madalyasını aldı ve ertesi yıl fizik alanında yüksek lisans derecesini aldı. 1901’de üniversitede fizik öğretim görevlisi ve 1912’de Christian Christiansen (1843–1917) emekli olduğunda profesör oldu. 1941 yılında emekli olana kadar bu görevi sürdürdü.

Knudsen, gazlarda kinetik-moleküler teori ve düşük basınç fenomeni üzerine yaptığı çalışmalarla ünlüydü. Adı Knudsen akışı, Knudsen difüzyonu, Knudsen sayısı, Knudsen tabakası ve Knudsen gazları ile ilişkilidir. Bir de Knudsen denklemi var; iki alet, Knudsen mutlak manometresi ve Knudsen göstergesi; ve hareketli parçalar olmadan çalışan bir gaz pompası, Knudsen pompası. Gazların Kinetik Teorisi (Londra, 1934) adlı kitabı, araştırmasının ana sonuçlarını içermektedir.

William Lawrence Bragg Kimdir?

William Lawrence Bragg (31 Mart 1890 – 1 Temmuz 1971), Avustralya doğumlu İngiliz fizikçi. Bragg’in X-ray yasalarının ve X-ray kristalograferi kaşifi. 1915 yılında babası William Henry Bragg ile kristallerin yapılarını x ışınları yardımıyla analiz etmesindeki çalışmalarından dolayı Nobel ödülünü kazanmışlardır.

1941 yılında Bragg şövalye nişanı aldı. 2014 yılına kadar, Nobel Fizik Ödülü’nü 25 yaşında kazanarak en genç kişi idi.(2014 yılında Malala Yousafzai 17 yaşında Nobel ödülünü kazandı.) 1953 yılı şubat ayında Lames D. Watson ve Francis Crick DNA’nın yapısını keşfettiklerini rapor ettiklerinde, Bragg Cambridge’deki Cavendish laboratuvarının yöneticisi idi.

Hendrik Kramers Kimdir?

Hendrik Anthony “Hans” Kramers (2 Şubat 1894 – 24 Nisan 1952) Hollandalı fizikçi. Niels Bohr ile elektromanyetik dalgaların etkileşimi üzerine çalışmıştır.

Hans Kramers, 2 Şubat 1894 yılında Rotterdam’da doğmuştur. Babası Hendrik Kramers de bir fizikçi idi. 1912 yılında Rotterdam ortaöğretim okulunu bitirdi. Leiden Üniversitesi’nde fizik ve matematik okudu. 1916 yılında yüksek lisans derecesini aldı. İlk tercih danışmanı olarak yabancı bir deneyim elde etmek isteyen Kramers, Alman Fizikçi Max Born ile çalışmak istedi. Lakin I. Dünya Savaşı nedeni ile bu istek erişilebilir olmadı. Danimarka’nın bu savaşta tarafsız olması Kramers için bir umut ışığı oldu ve Danimarkalı Fizikçi Niels Bohr’a habersiz bir ziyarette bulundu. Bu yolculuk karadan mümkün olmadığından gemi yolculuğu yapmak durumunda kaldı. Bohr, O’nu doktora öğrencisi olarak yanına aldı. Bohr’un yönetimindeki tezini hazırladı, 8 Mayıs 1919 tarihinde Kopenhag’da doktorasını aldı. Hans Kramers 25 Ekim 1920 tarihinde Anna Petersen ile evlendi, üç kızı ve bir oğlu oldu.

Bohr ile çalıştıktan sonra 10 yıl yalnız çalıştı. Kopenhag Üniversitesi’nde doçent oldu. Daha sonra Hollanda’nın en iyi üniversitesi olan Ultrecht Üniversitesi’nde teorik fizik profesörlüğüne atandı. Amsterdam Matematik Merkezi’nin kurucularından biri oldu. 24 Nisan 1952’de Oegstgeest-Hollanda‘da hayatını kaybetti. Kramers, 1929’da Kraliyet Hollanda Sanat ve Bilim Akademisine üye oldu. 1942’de istifaya zorlandı. Akademiye 1945’te tekrar katıldı. .[2] 1947’de Lorentz Madalyasını, 1951’de Hughes Madalyasını kazandı.

Paul Dirac Kimdir?

Paul Adrien Maurice Dirac (8 Ağustos 1902 – 20 Ekim 1984), İngiliz fizikçi ve matematikçi. Kuantum mekaniğinin kurucularındandır. Diğer önemli keşiflerinin yanında fermiyonların davranışını açıklayarak antimaddenin keşfine olanak veren ve kendi adı verilen Dirac denklemi’ni yaratmıştır. Dirac 1933 Nobel Fizik Ödülü’nü Erwin Schrödinger ile paylaşmıştır.

Dirac Bristol Üniversitesi’nde elektrik mühendisliği okudu ve 1921’de mezun oldu. Daha sonra asıl ilgilendiği konunun matematik olduğunu anlayarak 1923’te Bristol’de matematik yüksek eğitimini tamamladı ve St John’s College, Cambridge’de araştırma yapmak üzere burs aldı. Hayatının uzunca bir kısmı burada geçecekti. Cambridge’deyken, Ralph Fowler’ın yardımlarıyla Bristol’de ilgilenmeye başladığı genel görelilik teoremi ve henüz yeni yeşermekte olan bir dal olan kuantum fiziği ile ilgilendi.

Dirac klasik mekanikte kullanılan Poisson parantezleri metoduyla, kuantum mekaniği için Werner Heisenberg tarafından yeni önerilen matris mekaniği arasında benzerlikler fark etti. Bu gözlem üzerine yaptığı 1926 tarihli yayınla Cambridge’den Ph.D. unvanını aldı.

1928’de Wolfgang Pauli’nin göreli olmayan spin sistemleri üzerine çalışmasına dayanarak, elektronun dalga fonksiyonu için göreli bir hareket denklemi olan Dirac denklemi’ni oluşturdu. Bu çalışma Dirac’ın, elektronun antiparçacığı olan pozitronun varlığını öngörmesine yol açtı. Pozitron Carl Anderson tarafından 1932’de gözlemlendi. Dirac’ın denklemi aynı zamanda spin kavramının görelilik çerçevesine oturtulmasına da yardım etmiştir. Bu çalışması sayesinde Dirac, kuantum elektrodinamiği terimini ilk kez kullanan ve bu dalı kuran kişi olarak tarihe geçti.

Arthur Holly Compton Kimdir?

Arthur Holly Compton (d. 10 Eylül 1892 – ö. 15 Mart 1962), 1927’de elektromanyetik radyasyonun parçacık doğasını gösteren Compton etkisinin keşfi ile Nobel Fizik Ödülü kazanmış Amerikalı fizikçidir. Zamanında çok dikkat çeken bir buluştur. Işığın dalga doğası o zamanlarda iyi anlaşılmış olsa da ışığın hem dalga hem parçacık olabileceği fikri kolay kabul görmemiştir. Kendisi ayrıca Manhattan Projesindeki Metallurji Laboratuvarının başı ve 1945 ile 1953 seneleri arasında St. Louis Washington Üniversitesi Rektörüdür.

1919’da Compton Ulusal Araştırma Kurulu tarafından ilk defa verilen iki burstan birini alarak yurtdışında eğitim görme fırsatı kazanmıştır. Gamma ışınlarının saçınımı ve absorpsiyonu konusunda çalışacağı Cambrigde Üniversitesi’ndeki Cavendish Laboratuvarını tercih etmiştir. Daha sonraki araştırmaları sonucunda Compton etkisini bulmuştur. X-ışınlarını kullanarak ferromanyetizmi incelemi ve bu olayın elektron spinlerinin aynı hizaya gelmesi sonucu olduğu sonucuna varmıştır, ayrıca kozmik ışınlar üzerine çalışmış ve bunların prensipte pozitif yüklü parçacıklar olduğunu keşfetmiştir.

Louis de Broglie Kimdir?

Louis-Victor Pierre Raymond de Broglie (15 Ağustos 1892 – 19 Mart 1987), Nobel Ödülü sahibi Fransız fizikçi. De Broglie ayrıca Académie des sciences’ın daimi sekreteriydi. Louis De Broglie; 5. de Broglie dükü Victor’un oğlu ve Madame de Staël’in torunlarından biri olarak doğdu. 1960’ta büyük ağabeyi aynı zamanda fizikçi de olan altıncı dük Maurice de Broglie geriye bir varis bırakmadan öldüğünde Louis yedinci de Broglie dükü oldu. Louis de Broglie hiç evlenmedi bu yüzden de Louveciennes’de öldüğünde yerine uzaktan kuzeni Victor-François de Broglie geçti. De Broglie başlangıçta hümanist olarak bir kariyer planlamıştı ve ilk öğrenim derecesini tarih üzerine aldı. Buna rağmen sonrasında dikkati matematik ve fiziğe döndü. 1914’te I. Dünya Savaşı’nın başlamasıyla radyo iletişiminin gelişmesi için orduya hizmetini teklif etti.

Hareket eden bir parçacığa bir dalga eşlik eder hipotezi Louis de Broglie’ye aittir. 1924 yılında Erwin Schrödinger ile birlikte hareket eden bir parçacığa bir dalga eşlik eder hipotezini ileri sürerek dalga mekaniğinin temellerini oluşturdular. De Broglie, Albert Einstein ve Max Planck’in çalışmalarını birleştirerek yeni bir bağıntı elde etti. Einstein’ın E = mc2 eşitliği ile Planck’in kuantum teorisi sonuçlarıyla elde ettiği denklem, ışık hızıyla hareket eden ve kütlesi olan bir taneciğin yaptığı dalga hareketinin dalga boyunu(λ) hesaplamayı sağladı.

Max Born Kimdir?

( d. 11 Aralık 1882, ö. 5 Ocak 1970) kuantum mekaniğinin gelişmesinde etkili olan Alman matematikçi ve fizikçi. Aynı zamanda katıhal fiziği ve optiğe katkıda bulunmuş ve 1920-30’larda önemli fizikçilerin çalışmalarının denetimini yapmıştır. Born, yaptığı “Kuantum Mekaniği’nin temelini araştırma, özellikle dalga fonksiyonunun istatistiksel yorumlama üzerine” adlı çalışma ile 1954 yılında Nobel Fizik Ödülü’nü almıştır.

1904 yılında Göttingen Üniversitesi’ne girdi. Burada 3 tane ünlü matematikçiyle tanıştı: Felix Klein, David Hilbert ve Hermann Minkowski. Doktora tez konusu “Bir Düzlem ve Uzay Elastik kararlılığı”‘dı. Bu tez ile Üniversitesi Felsefe Fakültesi’nden ödülü kazandı. 1905 yılında, Minkowski ile özel görelilik üzerine araştırmalar yaptı ve daha sonra Thomson atom modeli üzerine habilitasyon tezi yazdı. 1918 yılında Berlin’de Fritz Haber ile bir şans toplantısı yakaladı ancak tartışılmasına yol açan bir iyonik bileşik hakkında konuşulmaya başlandı. Bu bileşik metal ile tepkimeye girdiğinde halojen oluşturuyordu.

1921 yılında Born Göttingen’e geri döndü. Born uzun süredir arkadaşı olan ve meslektaşı James Franck için bir makam ayarladı. Born gözetimin de, Göttingen fizik için dünyanın önde gelen merkezlerinden biri haline geldi. 1925 yılında, Born ve Werner Heisenberg kuantum mekaniğinin matris mekaniği temsilini formülize ettiler. Ertesi yıl Schrödinger denkleminde ψ * ψ için olası yoğunluk fonksiyonunu artık standart bir yorumladı. Bu yorumlamadan dolayı 1954 yılında Nobel ödülü aldı. Bu alandaki etkisi kendi araştımasından daha ileri gitti. Max Delbrück, Siegfried Flügge, Friedrich Hund, Pascual Jordan, Maria Goeppert-Mayer, Lothar Wolfgang Nordheim, Robert Oppenheimer ve Victor Weisskopf doktorasını aldı. Göttingen’de Born ve onun yardımcıları altında derece Enrico Fermi, Werner Heisenberg, Gerhard Herzberg, Friedrich Hund, Pascual Jordan, Wolfgang Pauli, Léon Rosenfeld, Edward Teller ve Eugene Wigner dahil. 1933 Ocak ayında Nazi Partisi Almanya’da iktidara geldi. Born Yahudi’ydi. O İngiltere’ye göç etti. St John College, Cambridge gitti ve burada işe alındı. Burada popüler bir bilim kitabı yazdı “Huzursuz evrem”. 1936 Ekim ayında, Edinburgh Üniversitesi’nde Doğal Felsefe profesör oldu.Burada Almanya doğumlu asistanları E. Walter Kellermann ve Klaus Fuchs ile çalıştı. O fiziğe yaptığı araştırmalara devam etti. Max Born 31 Ağustos 1939 tarihinde bir İngiliz vatandaşı oldu. Vatandaş olmadan bir gün önce İkinci Dünya Savaşı patlak verdi. 1952 yılına kadar Edinburgh’da kalmıştır. O Bad Pyrmont’dan emekli oldu. Göttingen’de bir hastanede 5 Ocak 1970 yılında vefat etti.

Niels Bohr Kimdir?

Niels Henrik David Bohr (7 Ekim 1885, Kopenhag –18 Kasım 1962, Kopenhag), Nobel Ödülü sahibi Yahudi kökenli[1] Danimarkalı fizikçi.

Kuantum kuramının atom yapısının belirlenmesinde ilk kez kendi adıyla anılan atom modelini oluşturdu. Kuantum fiziğinin gelişmesinde 50 yıla yakın bir süre öncü rol oynadı. Ayrıca atom çekirdeğinin “sıvı damlacığı modeli”ni geliştirdi.

Söylentiye göre, Danimarka halkının övünç duyduğu dört şey vardır: Gemi endüstrisi, süt ürünleri, peri masalları yazarı ve fizik bilgini Niels Bohr. Bohr, bilgin kişiliği ve insancıl davranışlarıyla, büyük hayaller peşinde koşan gençlere örnek ve esin kaynağı olan bir öncüydü. O, ne Rutherford gibi dış görünümüyle ürkütücü ne de Einstein gibi “arabaya tek başına koşulan at” idi.

Daha önce Rutherford’un olağanüstü yeteneğini fark etmiş olan Thomson, nedense Danimarkalı gence sıradan biri gözüyle bakıyordu. Tartışmalı bir toplantıda Bohr’un ileri sürdüğü bir çözümü irdelemeden yanlış diye geri çevirir, daha sonra aynı çözümü kendisi dile getirir. Bu olayı içine sindiremeyen Bohr yeni arayışlar içine girer.

Bu sırada bilim dünyasının parlayan yıldızı Rutherford’tur. Katıldığı bir konferansında Rutherford’un coşkusuyla büyülenen Bohr, Cavendish’i bırakır, Manchester’de onun ekibine katılır. Rutherford deneyciydi, Bohr ise kuramsal araştırmaya yönelikti. Ama iki bilim adamı arasındaki ilişki ömür boyu süren bir dostluğa dönüştü. Öyle ki, Bohr oğluna hocasının adını (Ernest) verdi. Fakat bursunun tükenmesi nedeniyle Manchester’de yalnızca altı ay kalabildi.

Bohr oluşturduğu atomun kuantum kuramını yayımlamadan önce Rutherford’un incelemesine sunmuştu. Rutherford her şeyde basitliği arayan titiz bir kişiydi. Bohr’un yazısı karmaşık, uzun ve gereksiz yinelemelerle doluydu. Rutherford düzeltilmesini gerekli gördüğü noktalara değindi.
Bohr’un kuramı 1913’te İngiltere’de yayımlanır. Ne var ki, bilim adamlarının bir bölümünün tepkisi olumsuzdur. Onlara göre ortaya konan, bir kuram olmaktan çok rakamlarla oluşturulmuş bir düzenlemeydi. Oysa, başta Einstein olmak üzere kimi bilim adamları, çalışmanın büyük bir buluş olduğunu fark etmişlerdi. Kuramın, spektroskopi biliminin atomik temelini kurduğu çok geçmeden anlaşılır. Bir yandan da kuramı doğrulayan deneysel kanıtlar birikmeye başlar.

Kopenhag Teorik Fizik Enstitüsü başkanlığına getirilen Bohr, 1922’de Nobel Ödülü’nü alır. Artık kısaca “Bohr Enstitüsü” diye anılmaya başlayan enstitüye dünyanın pek çok ülkesinden genç fizikçilerin akını başlar. Gelenler arasında Heisenberg, Pauli, Gamow, Landau gibi sonradan ün kazanan genç araştırmacılar da vardır. Kısa sürede dünyanın en canlı bilim merkezine dönüşen Enstitü bir grup üstün yetenekli genç için bulunmaz bir eğitim ortamı olmuştu.

Bohr çalışma yaşamında sergilediği istenç gücünün yanı sıra neşe ve mizahıyla gönülleri fethetmesini de biliyordu. Bir teori üzerine tartışırken, sözlerini şöyle bağlamıştı: “Bu teorinin çılgınca bir şey olduğunu biliyoruz. Ama ayrıldığımız nokta, teorinin, doğru olması için yeterince çılgınca olup olmadığıdır.”

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*