COVID-19 salgını kontrol altına alınırken, başka bir felaket tahmin edilenden çok daha hızlı yayılıyor ve geleceğimizi tehdit ediyor. Her geçen gün hayatlarımız biraz daha küresel iklim değişikliği tarafından ele geçiriliyor. Dünyanın her yerinde uluslar, felaketlerin getirdiği zararlara dayanmak için mücadele ediyor. Orman yangınlarını söndürmek, sellerin yollara ve evlere verdiği zararı onarmak ve daha sıcak ve daha riskli bir dünyada nasıl var olacaklarını öğrenmek için çalışıyorlar. Her ne kadar yeterince önemsenmese de yeni bir tehlike daha var: bulaşıcı hastalıklar ve küresel iklim değişikliği arasındaki ilişki. Kapsamlı bir meta-analize göre, iklim ısınması bilinen insan hastalıklarının %50’sinden fazlasını daha da kötüleştirebilir sonucuna götürüyor ve ne yazık ki bu durum şu anda gerçekleşiyor.
Ağır akut solunum yolu sendromu koronavirüs 2’nin (SARS-CoV-2) omikron versiyonunun son önemli salgınının rapor edilmesinin üzerinden iki yıldan az bir süre geçti. Plasmodia parazitleri (sıtmaya neden olan) ve Vibrio cholerae (koleraya neden olan) gibi diğerleri yıllardır bilinirken, mpox ve chikungunya virüsü gibi bazıları daha az bilinmektedir. Aslında, iklim ısınmaya devam ettikçe, donmuş toprakta donmuş olan ve şu anda antikoru bulunmayan mikropların aktif hale gelmesi mümkündür. Bu fikir endişe verici olarak görülebilir. Ve bazı insanlar ne salgın hastalıkların ne de küresel iklim değişikliğinin gerçek olduğuna ya da her ikisinin de geçeceğine inanabilir. Ancak, küresel iklim değişikliğinin hastalık salgınlarına neden olduğuna dair çok sayıda kanıtımız var.
İklim riskleri, bulaşıcı hastalıkları hem doğrudan hem de dolaylı olarak çeşitli şekillerde kötüleştirebilir. Bunlar arasında kademeli sıcaklık artışları, hastalık taşıyan böceklerin, kemirgenlerin ve kenelerin yayılmasını hızlandıran çevre değişiklikleri ve içme suyu kaynaklarını kirleten ve patojen taşıyan insanların ve hayvanların yer değiştirmesine neden olan seller gibi olayların aniden meydana gelmesi yer almaktadır.
Sıcaklıklar yavaş yavaş arttıkça hastalık bulaşma olasılığı da giderek değişmektedir çünkü bazı hastalık vektörleri daha sıcak ortamlarda gelişebilmektedir. Örneğin, yeni virüs salgınlarını yayan kaplan sivrisineği (Aedes albopicus) güney Avrupa’da sıklıkla görülür hale gelmektedir. Geçen yıl Fransa’yı ziyaret eden bir İngiliz kadın sivrisinek kaynaklı dang virüsüne yakalanmıştı. Bu yıl Paraguay’da beklenmedik derecede büyük bir chikungunya virüsü salgını yaşandı ve 120.000’den fazla hastalık vakası doğrulandı. Virüs daha önce Paraguay’da önemli bir salgın ya da ölüm vakasına yol açmamıştı ancak bu olay, aralarında yenidoğanların da bulunduğu 46 kişinin ölümüne yol açtı ve tüm eyaletlere yayıldığı için ülkenin sağlığını önemli ölçüde bozdu. Salgın, Paraguay’ın şimdiye kadarki en yüksek ortalama sıcaklıklarıyla aynı zamanda meydana geldi. İtalya’da 2017’de görülen chikungunya salgını ve Fransa’da dang virüsü enfeksiyonlarındaki mevcut artış, güney Avrupa’daki benzer bir sıcaklık artışına bağlanmıştır.
Yale Küresel Sağlık Enstitüsü Direktörü Saad Omer, ” küresel iklim değişikliğiyle birlikte, ekvatordan uzakta veya nispeten yüksek rakımlarda bile daha fazla alanın sivrisinekler için misafirperver hale geldiğini” ileri sürmektedir. Bu yorum, bu yıl Florida ve Teksas’ta görülen sıtma vakalarına ilişkin hazırlanan lokal raporlara cevaben yapılmıştır.
Salgınlar, normal dışı hava koşulları ve doğal felaketlerin bir sonucu olarak artış göstermektedir. Bunlar genellikle birkaç gün ya da birkaç hafta içerisinde yayılır ve bölgeleri ve ulusları hazırlıksız yakalayabilir. Bulaşıcı hastalıklar yayılmaya başladığında, bu gibi felaketler ile mücadele etmek daha da kötüye gitme eğilimindedir. 2022 ve 2023 yıllarında yaşanan iki ölümcül kolera salgını tüm dünyanın dikkatini çekmiştir. İlki Pakistan’da ciddi sel felaketinin ardından meydana geldi ve milyonlarca enfeksiyona yol açtı. Endişe verici bir şekilde, Pakistan’da ortaya çıkan tür, Malavi’nin kayıtlı tarihindeki en ölümcül kolera salgını olarak tanımlandı. Malavi’de genellikle yılda sadece birkaç yüz kolera vakası kaydedilmesine rağmen, 2022 ve 2023 yılları arasında 57.414 doğrulanmış vaka ve 1733 ölüm meydana gelmiştir. Malavi’de çalışan Sınır Tanımayan Doktorlar ekibine göre, bu salgında %3’ün üzerinde olan yüksek ölüm oranı, dünya çapındaki tıp camiasını hayrete düşürdü.
Giderek globalleşen bir dünyada, küresel iklim değişikliği ve salgın hastalıkların zorlukları, insanların, hayvanların ve ticari unsurların hareketiyle daha da kötüleşebilir. SARS-CoV-2 varyantlarının hızla yayılmasının da gösterdiği gibi, yüksek oranda bulaşıcı hastalıklar, katı seyahat kısıtlamalarına rağmen sınırları kolayca geçebilmektedir. Bu da, bulaşma için koşullar uygunsa, hastalıkların tespit edilmeden çevreye girebileceği ve salgınlara yol açabileceği anlamına gelmektedir. Örneğin, İtalya’daki 2017 chikungunya virüsü salgınından Hindistan’dan gelen vakaların sorumlu olduğu tespit edilmiştir.
İklim değişikliği ayrıca nüfus göçünü zorlayarak insan-yaban hayatı temasını ve patojen yayılma tehlikesini artırabilir. El Nio olayı (doğu Pasifik Okyanusu’ndaki yüzey sularının ısınmasına neden olan bir iklim fenomeni) nedeniyle, bilim insanları 2024’ün daha da sıcak bir yıl olacağını tahmin ediyor. Dünyanın bazı bölgelerinde bu durum muhtemelen şiddetli kuraklıkla sonuçlanacak ve bu da yaygın göçlere yol açabilecektir.
Bulaşıcı hastalıklar ve küresel iklim değişikliği arasındaki ilişki, hükümetleri ve bilim insanlarını pandemi ve salgın hastalıkların küresel iklim değişikliği ile daha da kötüleşmesi olasılığını değerlendirmeye sevk etmelidir. Salgınları azaltmaya yönelik halk sağlığı önlemleri, iklim felaketlerine yönelik acil durum müdahalelerine kesinlikle dahil edilmelidir. Sağlık sistemlerinin değişen hastalık bulaşma modellerine uyum sağlaması gerektiğinden, insanların, hayvanların ve ticari eşyaların dünya çapındaki hareketleri de dikkate alınmalıdır. Tüm bu girişimler, salgın hastalıkların önlenmesi ve küresel iklim değişikliğiyle mücadelenin kesiştiği noktaya yönelik finansman gerektirmektedir. Örneğin CLIMADE konsorsiyumu bu yönde çalışmaya başlamıştır. Tabi en önemlisi bu bakış açısının küresel toplum tarafından benimsenmesi gerekiyor.
İklim değişikliği salgın hastalıkları artıracak ve pandemilere yol açacak mı? Hiç bir şey yapmadan beklemeye devam edersek kesinlikle evet.
science.org

